Atlas Dağları

Atlas Dağları

Atlas Dağları Kuzey Afrika’da Fas’tan Cezayir ve Tunus’a Atlas Okyanusu’na dik uzanan, en yüksek kısmı 4.000 metrenin üzerinde 10 zirveyle Fas’ta kalan bir silsile. Fas’ı Sahra çölünden ayırıyor, tahmin edilebilir ki oldukça sıcak bir iklimde ve yüksekliğine karşın sert koşulları yok. 4167 metreyle Kuzey Afrika’nın en yüksek zirvesi Jbel Toubkal benim 9 Kasım 2008’de gittiğim Toubkal Milli Parkı’nda yer alıyor.

 

atlas dağları

İmlil'den Atlas Dağları ve soldan sağa: Tom, Bart, Wendy, iki kere çıkan rehber

 

İtalya’da biraz biraz yerleştikten sonra ilk işim Fas’a ucuz bilet ayarlayıp apar topar gitmek olmuştu. Uzun zamandır bunu yapmak istiyordum, hem de ilk yalnız yurtdışı seyahatimdi, bir heyecan bir heyecan.. gitmeden bu ülkede spor tırmanışla ilgili bir şeylere bakmıştım ya, şehirler dışında bir yere gitmeyi düşünmüyordum, zaten dağları hakkında bilgim de yoktu. Fes’te gece 2:30 Marakeş trenini beklerken gezimin çoğunu birlikte geçireceğim Lonely Planet sahibi 3 Belçikalıyla tanışınca Fas seyahatimin olmayan rotası bu yöne şekillenmiş oldu. Bir de asla anlamayacağım bir kart oyununa dahil edildim.Baktık Marakeş geceleri renkli bir şehir, bir gündüz görülmesi yeterli, alternatif gündüz planı bakmaya başladık. Kaldığımız hostelde “mountain hiking” diye pazarlanan günübirlik bir turun ilanı vardı, kişi başı 20 euro civarında bir şeye denk geliyordu. Wendy şehirde çarşı gezmekten yanaydı, beyler ve ben dağ görmekten, kolay bir oylama sonucu rahat bir araçta dördümüz Berberi şöförümüzle Asni yoluna çıktık.

Yolda ilk Berberi tuhaflığı: bir şekilde konu açıldı ve bizimkilere Fas’ın Kuzey Afrika’da Osmanlı hakimiyetine girmeyen tek yer olduğunu söyledim. Bunu duyan şöför özür dilercesine buraya gelene kadar ordunun çok yorulduğunu, aslında Fas’ın hiç Osmanlı’ya direnecek çapta olmadığını anlatmaya başladı. Savaşta yenilmemelerinin iyi bir şey olduğunu nasıl anlatacağımı şaşırdım.

Asni Toubkal Milli Parkı’ndan önceki asfalt ulaşan son ana yerleşim yeri ve buraya ulaşım için en sık kullanılan rotalardan biri üzerinde. Buradan İmlil’e devam ediyoruz, araç giden son nokta. Tur içeriği bu çevredeki Berberi köylerine doğru patikadan bir iki saatlik bir yürüyüşmüş, pek “mountain hiking” bir hali yok, zaten günübirlik tur işte.

Burada da rehberimiz Berberi, öğle yemeği yediğimiz konukhanede “Berber whiskey!” diye nane çayı koyarken kendini tanıtıyor. Köylerle ilgili diyor ki: “Biz Berberiler çok barışçıl bir halk olduğumuz için Araplar işgale geldiklerine savaşmak yerine dağlara yerleşmişiz. Fas nüfusu büyük oranda Berberi’dir, dilimiz ayrıdır, özellikle bir dağ halkı olarak biliniriz ama ülkenin ilk halkı biziz.”. Bunların okullarında “Almanlar yenilince biz de yenilmiş sayıldık” okutulmuyor sanırım. Tırstık ve topraklarımızı teslim ettik, dağ havası iyiydi hem, püfür püfürdü.. Ben gördüğüm Berberileri sevdim; neşeli, rahat adamlar. Suça meyillilikle suçlandıklarını duymuşluğum da vardır, yakıştıramadım.

İmlil’e vardığımızda gördüğüm dikkat çekici ilk şey meydandaki rehberler odası ve ilerideki Fransız Alpin Kulübü (CAF) dağ evi. Nasıl yani? Artık bağımsız bir ülkeyken hala tabelalarda Fransızca’nın durması, insanların Fransızca konuşması, La Vache Qui Rit’in kullanıldığında ayrıca belirtilen pahalı ama popüler bir peynir olması yetmez mi?

Bir başka dikkat çekici şey de hemen hemen kimseden vize istemeyip giriş çıkışta “nasıldım?” diye anket doldurtan kendince ülke Fas’ta dağ rehberliği müessesinin olması, ve yerel rehberler ile CAF rehberlerinin ayrı ayrı kimliklerinin olması,  dağ evlerinin bulunması, buralardan bilgi edinilebilmesi, dağ evinin önündeki bölgedeki dağ evlerini gösteren harita.. Fransızların yaptığının dışında altyapı yok gerçi, telesiyej vb görmedim de internette bulmadım da, taşıma da Türkiye’deki gibi aşırı yüklenen katırlarla yapılıyor.

Şimdi baktım da, Fransızlar 1900’de burada keşif tırmanışları yapmaya başlamışlar. O zaman Fas henüz “himayelerinde” değilmiş ve dini yapıları ziyaret etmek gibi başka gerekçelerle gelip kaçak tırmanışlar yapıyorlarmış. 1905’te Fas Fransa’nın “etki alanında” ilan edilmiş ve 1912’de Fransa “himayesinde” özerk bölge olmuş. Bundan sonra dağ keşiflerinde Fas’ın mineral kaynaklarına ulaşmış ve bunu işlemeye başlamışlar, 1922’de CAF’ın Fas kolu açılmış(Alpin Kulüp İngiltere: 1857, Fransa: 1874, Türk Dağcılık Cemiyeti: 1928). Bu Fransa dışındaki tek CAF. 1923’te Toubkal’ın ilk kayıtlı tırmanışı Fransızlar tarafından yapılmış, ama bölge halkının tarih boyunca avlanırken hemen her zirveye çıktığına kesin gözüyle bakılıyor. Uzunca bir süre izleyip arada videoya da çekmekten kendimi alamadığım çoban çocuk beni de ikna etti bu duruma. Yukarıdaki videoda dikey düzlemde keçi sıralarını kovalarken  snake oynar gibi görünmüyor mu?

Bölgenin dağ turizmi açısından gelişmesinde faktör dağların yüksek ve alpinizm açısından çekici olmasından ziyade kolay hedefler olmaları anladığım kadarıyla. Dağ eteklerindeki küçücük köylerde bile malzeme satış ve kiralaması yapan yerlerin, kaynakların ve bilgi ofislerinin, 5 CAF dağ evi ve birçok bağımsız Fransız dağ kültüründen gelen adlarıyla “chalet” ve “auberge”in bulunması doğal bulunabilir. Ancak Türkiye’de (benim böyle olmasını tercih edeceğim şekilde) silsilenin içinde değil eteklerinde tek tük dağ evi olduğu ve dağın eteklerindeki köylerde malzeme ve bilgi temin edip organize olmanın neredeyse imkansız olduğu, bu işin büyük şehirlerde kaldığı düşünülürse bu durum dikkat çekiyor. Burası vadi sistemlerinin geniş olduğu dolayısıyla yumuşak eğimlerde oluşmuş ve iklim koşulları nedeniyle yüksekliğine rağmen stabil ve ılıman hava koşulları sunan bir silsile. Üstelik yazın çok kurak ama yüksek alpin bölgelerin yürüyüşçüler için tehlikeli olacağı geçiş mevsimlerinde yürüyüş için ideal koşullar oluşuyor, su oluyor, hava serinliyor.. benim gittiğim mevsim yine biraz geçti sanırım, ne zaman döneceğiz sesleri eşliğinde meraklı meraklı sağa sola koştururken rehber “daha erken bir mevsimde bunlar olmadan gel de zirve yapalım” dedi. O zaman böyle önüne gelene bir 4000’lik önermesi garip gelmişti ama bakınca Toubkal’ın zirvesi için bile tek istenen malzeme bir çift bot ve alpin 4000’liklerin şanından olsa gerek, bu çok cazip bir yükseklik. Üstelik dağlar alplerdeki gibi derin vadilerden gösterişli seviyelere yükseliyor (prominence) ve bu faaliyetin estetik cazibesini artırıyor. Çıkışlar izne tabi değil ve rehber tutma şartı yok. CAF’ın da ilgili Fas sitelerinin de içeriği sadece Fransızca (Arapça veya Berberi bile yok!) ama CAF Fransa’dan da bilgi alınabilen ve bir nevi “ayak alışkanlığı” olunan bir bölge olarak Avrupalılar için yolu açık, en büyük geliri turizm olan Fas gibi bir ülke için kritik bir turizm dalı.

Su tabanının yanından kayalıkların yükseldiği bir yerin yukarısında yürürken “Buralarda spor tırmanış yapılıyor mu? Çürük gibi ama..” diye sormuş bulundum. Bir süre boltun nasıl bir şey olduğunu tanımlamakla uğraştım, sonra rehber düşündü ve “bazen birileri gelip ip ve metallerle bir şeyler yapıyorlar, buralarda bir iki rota var sanırım” dedi. Büyük bir hevesle buradaydı diye bayağı arayarak bir şeyler buldu. Bolt diye gösterdiği şeyin fotoğrafı yanda. Yerel halk yabancıların gelip yaptıklarından çok ayrıntılı haberdar olmuyor sanırım.

1956’da Fas bağımsızlığına kavuşmuş. Himaye, mineraller, Alpin Kulüp vb. tarihçeleri aynı kaynakta birlikte yer almıyor ya, neyse, ben derleme bir kronoloji vermeye devam edeyim. 1959’da kayak ve dağcılık için iki ayrı Faslı federasyon kurulmuş, 1964’te FRMSM (Federation Royale Marocaine de Ski & Montagne ) adıyla birleşmişler. Bu sitede de Fransızca dışında seçenek yok ve tırmanışla ilgili bölümleri boş bağlantı, kayak aktiviteleri açılıyor, bu konuda daha aktif sanırım. Bu kuruluşun rehberleri ile CAF rehberlerinin kimlik kartları ayrı ama iki grup da dağ evlerinde ücretsiz kalıyor. Şu an Fas  biri yabancı da olsa bölgede altyapı ve yetkisi olan ikisi de UIAA üyesi iki alpin kulüplü bir ülke. (geçen ZİRVEDAK’ın federasyon olma isteğine TDF’nın gittiği UIAA toplantısında rezillik, aynı ülkeden iki kuruluş dendiği iddia ediliyordu? Şimdi baktım Fas için sadece FRMSM’yi yazmışlar ama birçok ülkede birden fazla kurum var)

Fas’ta tırmanışla ilgili gitmeden baktıklarım çok bilgi bulamayacağımı düşündürmüştü, aslında bilgi varmış ama kuruluşlara e mail atmak ve gidince bakmak gerekiyormuş anladığım kadarıyla. Bu bölgelere doğrudan toplu taşıma yok, son ana yerleşim Asni. Fas’ta iki tip taksi var: petit olanlar 3 kişiye kadar alabiliyor ve şehir merkezi sınırlarını dışına çıkamıyorlar. Grand olanlar 5 kişilik ve sizi şehrin hinterlandında gezdirebilirler. Fiyatlar pazarlığa tabi ama binmeden iyi anlaşmak gerekiyor.  Geçen yıldı sanırım, Climbing’de Fas’ta tırmanışla ilgili hınç dolu bir yazı çıkmıştı, tırmanıştan çok nasıl kazıklanmaya  yolda bırakılmaya çalışıldıklarını anlatıyordu. Bu ihtimal göz önünde tutularak doğrudan Marakeş’ten veya Asni’den grand taksi tutulabilir veya couchsurfing otostop grubundan takip ettiğim kadarıyla Fas’ta otostop da verimli olarak çekilebilir.

Dönüşte uçakta tanıştığım Rif Dağlarında kamp yapmaya giden İtalyan çocuklardan duyduğum ve gitmeden baktığım Todra Gorge’un etkileyici coğrafyasında spor tırmanışla birlikte Fas henüz –bakirimsi- doğası ve köy yaşamının sürdüğü samimi kerpiç yerleşimleriyle bir doğa tatili için de yeterince kaynağa sahip. Üstelik hala CAF’ın cirit attığı, izin, rehber aranmayan, bölünen otoriteyle denetimsiz ortamda vahşi doğa kamplarına ve yükünü sırtında taşımaya alışık Türkler için Avrupa’da sinir bozucu ve masraflı olan katı kurallardan uzak alıştığımız türden bir  kaç gün geçirilir.

  

kadraja giren bart'a ne desem bilemeyerek atlas dağları

kadraja giren bart'a ne desem bilemeyerek atlas dağları

 

[embpicasa id=”5688369948253894049″]

Aynı geziden başka yazılar